kaybolanlar

‘teoriden sonra hayat’a

12 ekim 2005 yer, İstanbul Avrupa yakasında bir ev:

Bir sigara yapar ve uzanır. Daha sonra iki ve üçüncüleri de… Huzursuz gibi bir hali var devamlı duvar köşelerini ve saati kontrol ediyor. Böyle bir süre daha geçtikten sonra telefona uzanıyor ve arkadaşını arıyor;

Telefonu heyecanlı bir ses açıyor: ALO!

-“Alo” ne lan? Mösyö Yekta amk!
-Ne haber dostum
-İyilik, takılıyorum öyle. Kafamın kırılmasını bekliyorum ama sıkıldım. Nerdesin?
-Bu sağlam halin mi? (sahte bir kahkaha atar)
-…..
-Dostum, orda mısın? (kısa bir kahkaha daha)
-Sen bana ne demek istiyorsun artistik mi yapıyorum ben?
-Hayır, kardeşim bazen insanın kafası o kadar hızlı kırıl ki yakalayamaz ve öyle sanar  ya, ondan dedim bana da oluyor herkese olur.
-(kahkahayı patlatır)Nerdesin?
-Kardeşim istiyorsan ben seni telefonu şarja taktıktan sonra arıyım da yarım kalmasın
-Tamam
-…..(Hızlı sinyal sesleri) dıt dıt dıt dıııt dıt dıt dıt dııtt…

Sinyal sesleri o kadar hızlı gelir ki Yekta’ya bir süre kalakalır kalp ritmi de sanki o sesler kadar hızlanır. Sonra sakince telefonu indirir ve içecek aramaya başlar.

Üç ay önce bir Çarşamba, yer, İzmir:

Murat: Sorun olmayacak, sadece bacağına doğru sıkcaz hem o kadar zenginler ki bir sorun olsa bile gerekirse yeni bir bacak alırlar!

Bekir: Neden ben geliyorum peki, madem sadece yolda geçerken ateş açıp uzayacaksan?

Murat: Araba kullanmak o kadar kolay mı zannediyorsun?

Bekir: Birini vurmak kolay öyle mi?

Murat: Bak kardeşim saçma bir şey üzerine tartışmayalım, sen araba kullanmayı öğrenene kadar bekliyorum diyorsan tamam ben de silahı kullanırım.

Bekir: Olmayan silahı?

Murat: Onu da sen halledeceksin, memlekette çok öyle merdiven altı filan. Biliyorsun sen artık..

Bekir: Ama sen gidip alıp geleceksin?

Murat: Evet, tamam!

Bekir: O zaman ben araba kullanmayı öğrenene kadar bekliyoruz!

Murat: …….

Ağustos sonları, Yalova:

Son zamanlar Murat ile Bekir bütün zamanlarını bu işe ayırmışlardır, zaten yedikleri içtikleri ayrı gitmeyen bu iki kafadar artık tamamen birbirlerine dönmüş ve gece yatarken bile konuşarak ve tartışarak karşılıklı uyuyor ve sabah gözlerini açar açmaz kaldıkları yerden devam ediyorlardı.

Planladıkları şey şuydu; Fabrika bahçesine işçi ailelerinin gelmesine kızan yumurta fabrikasını patronu İsmet Öz’ün arabasını işçilerin ve ailelerinin toplandığı bahçeye doğru sürmesiyle bir işçinin kızının bacağı ezilmiş ve sakat kalmıştı. Daha sonra İsmet Öz gözaltındaki muayenesinde yüksek derecede alkollü çıkmıştı.

Eşi Mine hanımla bilinmeyen bir sebepten dolayı çıkan kavgalarından ötürü saatlerce alkol alan İsmet beyi, bahçede bir işçi ailesinden karı kocanın kavgası  sinirlendirmiş ve alkolün etkisiyle arabayı üzerlerine sürüp onları korkutmaya karar vermiş ve fakat istemeyerek başka bir ailenin kızına çarpmıştır. Gazetelerde konuyla ilgili günlerce yer alan haberler sadece bu tip safsatalardan ibarettir. Konu birkaç gün de sabah programlarına yansır, İsmet bey ve Mine hanımların hizmetçileri, komşuları, akrabaları ezilen kızın annesi Gülnur hanımla buluşturulur, Öz ailesinin iyiliklerinden ama ne kadar olursa olsun onlarında sıradan vatandaş ve türk ailesi olduklarından bahsedilir ve hatta Gülnur hanımın fabrikanın ustabaşı  eşi Ziya bey ile neden herkesin ortasında kavga ettikleri irdelenmeye başlanır. Programlara yaşam koçları ve aile sağlığı uzmanları katılır aile içi geçimsizlik ve şiddet tartışılır.

Uzun süren mahkeme sürecine rağmen sadece 1 hafta kadar gündemde kalabilmişti bu konu. Altı ay sonra Ustabaşı Ziya bey ve ailesinin davadan çekilmesiyle beraber,  sadece bir miktar para cezası ile salıverilen İsmet beyin hikayesi bazı gazetelerin ufak köşe kupürlerinde yer bulabildi ancak.

Şimdi Murat ve Bekir de Öz ailesinin hoppa kızlarını bacağından vuracak ve aileye şikayetçi olmamaları karşılığında bir dahaki sefere kızlarını öldürmeyeceklerini söyleyeceklerdi.

Günlerce ve daha haftalarca konuştular, planladırlar, vazgeçtiler, kavga ettiler, korktular tekrar ve tekrar konuştular…

Kesinlikle yakalanmadan ve kimlikleri bilinmeden bu saldırıyı gerçekleştirmeliydiler. Şimdiye kadar yaptıkları en büyük silahlı saldırı Karadeniz dağlar ve yaylalarında avcılık olan bu iki eski dost silahlar hakkında neredeyse her şeyi bilseler ve öğrenseler de kısa zaman da İstanbulun göbeğinde bu tip bir işe girişecek en ufak bir bilgileri yoktur. Tüm bildikleri filmlerden ve romanlardan ibarettir. Bu yüzden önceleri çok saçma ve imkânsız şeylerle kafa yordukları için fazlaca zaman ve enerji kaybetmişler ama şükür ki bir an televizyonda bir belgesel de duydukları, bir mühendisin  “mühendislik en büyük ve zor işleri bile mümkün olan en basit biçimde gerçekleştirmektir aslında” sloganıyla anlık birer aydınlanma yaşarlar ve her şeyi silip baştan başlarlar. Tek bir kurşun için üç ay düşünen bu silahlı propagandacılar boş zamanlarını, daha doğrusu yemek yemeye çıktıkları molaları, kısa mesafelerde Bekir’e araba kullanmayı öğreterek değerlendirirler. Öğlene doğru uyanıp bir kilometre kadar ileride ki Yalova merkeze gidip tost, sandviç gibileriyle kahvaltılarını yapıp birkaç dürüm paket ettirdikten sonra bir şişe de rakı, meze olarak ta yeşillik ve yoğurt alıp Bekir’in Alamancı amcası, Murat’ın Dayısı olan İlyas beyin evinde kalıyorlardı. Domuz İlyas lakaplı bu adam kırk yıldan fazladır Alamanya’da yaşamasına ve ikinci evliliğini bir alaman ile yapmasına rağmen orada bir arabası bile yokken tüm malvarlığı senede sadece üç-dört haftalığına gelebildiği Türkiye’dedir.

12 ekim 2005, geceyarısı , İstanbul Anadolu yakası:

İki yoldaş ikişer çift kanlı göz ve çatık kaşlarla çalıntı bir 84 Renault arabanın içinde oturuyorlar. Arabayı  Murat kullanıyor, Bekir arkada ve dizlerinin arasında hazır tuttuğu revolver… Bekir artık araba kullanabilse de Murat onu profesyonel bir kaçış için arabayı profesyonel bir sürücünün kullanması gerektiğine ikna etti, tabii bu ikna da Bekir’in kendisinden daha iyi bir nişancı olduğunu itiraf etmesinin payı yüksekti.

İsmet ve Mine Öz ailesinin küçük ve biricik kızları, kendinden 30 yaş büyük erkek(!) arkadaşının evinde. Eğer gün ağarmadan çıkarsa arabayı hızla üzerine sürüp Murat önce kıza çarpmaya çalışacak ama eğer yüksek ve dar bir kaldırım gibi ya da çöp kutusu, park etmiş bir araba gibi kıza çarpmasını engelleyecek bir şey varsa o şartta da Bekir kızın bacağına doğru ateş açacak. Sigortalı bir eylem planı, bu iki amatörün her zaman yaptıkları gibi fazla ince düşünülmüş ve fazla aptalca. Aslında Murat doğrudan bir noktadan ateş açmaktan yanaydı ve ilk planı da buna göreydi çünkü çarpmaya çalışmak hızlarını kesebilir diye düşünüyordu, ama Bekir’in kısasa kısas yorumu ve ısrarıyla bu planı benimsediler.

Bekir: Bu yaşta bir adamın bu kızı sabaha kadar tutması imkânsız kardeşim, kesin geceyarısı buradan ayrılacak.

Murat: Geceyarısı? (sulu bir kahkaha patlatır)

Bekir: Tabii ki hocam ne sandın, heriften ayrı babasından ayrı tırnakladıklarını gece çıkıp yiyecek kız (bir kahkahada Bekir patlatır)

Murat: Yiyecek?(sırıtır) evde yedikleri yetmez mi diyorsun?

Bekir: Yiyecek ya, yeter mi hiç!

İkisi birden kahkahalarla muhabbeti iyice edepsizleştirirler ve ama bir süre sonra etraftan dikkat çekeceklerini düşünüp birbirlerini “şşşş” lerle susturmaya çalışırlar ama yine de birinden biri ortaya bir laf atıp kıkırdatmayı sürdürüyorken Murat’ın telefonu çalar.

-Kim arıyor amk!

-Yekta ya..

-Niye kapamıyon lan telefonunu?

- Sinema mı lan burası?

-Ne saçmalıyorsun sen ya?

-Oğlum zil sesini değiştirdim benim yaptığım kayıt çalmıyor duyulsa da fark etmez, ya önemli bi’şey olsa? O yüzden açık bıraktım

-Ya dinliyorlarsa lan?

-Hassiktir ya sen kimsin seni mi dinleyecekler memleketin nüfusu yüz milyon olmuş!

O esnada telefonu açar: ALO! […] naber dostum […..] bu sağlam halin mi? Hahahahaha! dostum, orda mısın? (hahaha) [……] hayır kardeşim bazen insanın kafası o kadar hızlı kırıl ki yakalayamaz ve öyle sanır ya, ondan dedim bana da oluyo herkese olur.[….] kardeşim istiyorsan ben seni telefonu şarja taktıktan sonra arıyım da yarım kalmasın?

Telefonu böylece kapatır, Bekir arkada halen mızmızlanmaktadır.

-Ne bu şimdi amk ya? Adam telefonla konuşuyo şakalaşıyo filan bu ne lan?

-Açmayım mı adamın telefonunu belki acil bi’şey oldu.

-Tamam madem önemli bi’şey yok kapat o zaman hemen! Muhabbet ediyosun daha!

-Ya adamın kafası güzel oğlum şimdi hemen kapatırım tribe girer kurulur bize yok yere..

-Haberi olsaydı aramazdı işte herifin dünyadan haberi yok ama biz onun lafıyla iş yapıyoz amk!

-Bakunin’in Nechaev’in yaptıklarından, Malatesta’nın Mahno’nun yaptıklarından ne zaman haberi oldu? Eyleme katılmayacak birinin kim olursa olsun eylemden haberi olması gerekmez, kim olursa olsun rapor verecekte değiliz, hem söylesek nolur “Ulan madem bi bok yiyeceksiniz niye beraber çalışmayacağınız adamlarla paylaşıyorsunuz bilgiyi” demez mi? Unutma “Yarını kurarken biraz da hayalini kurduğunuz o yarın gibi yaşayın bugünlerinizi ki, sadece basit bir hayalperestlik olmadığını hem kendinize hem topluma gösterin; propaganda kendi yaşamımızdan başlar inandığınız gibi yaşayabildiğiniz kadar kazanmış sayılırsınız!”

-Bunu bir seferde mi ezberledin?

-Hayır.. Ha pardon, sana söylemeyi unuttum, İstanbul’daki toplantılarda artık bir arkadaş Yekta’nın konuşmalarını bant kaydına alıp sonrada yazıya döküyor.

-“Pardon” ne lan? Fransız mısın lan sen? Yavşak arşivciler! Bundan sonra toplantılarda bana ismimle seslenmezsen sevinirim o zaman.

-Kötü bir şey değil arşivcilik, tarihimizi belgeliyoruz.

-Götümüze girecek o belgeler. Tarihini skm senin e mi!

- Amk!

-Ben senin sülalenin amk!

- Amk çıktılar lan! İkisi birden çıktı!

- …..

- Napıcaz?

- Sür lan! Sür amk!  Kapıdan çıktılarına göre başka bir araba bekliyorlar, kimse gelmeden halledelim…

Demesine kalmadan Murat gazı köklemişti bile, hızla kaldırıma yöneldi iki çift sarhoş göz tilki gözü gibi parlıyordu, dağ yollarında birden arabanın önüne bok varmış gibi atlayıp farları görünce kilitlenen tilkiler geldi aklına ama bu sefer frene değil gaza kökledi, Bekir takma sakalarına ve boyalı saçlarına güvenerek pencereden neredeyse beline kadar çıkıp hemencecik nişanını alıp tek bir atış yaptı, kız bacağından vurulup sevgilisini üzerine şaşkınlıkla yığılırken Murat o hızla ikisinin de üzerinden geçti. Bu insandan tümsek yüzünden, henüz pencereden içeri girmemiş Bekir neredeyse silahını düşürüyordu ve belini de incitti. Kendini içeri çektiğinde sadece soluk soluğaydı, ikisi de kısa bir süre ne olduğunu anlamaya çalıştılar. Hiç konuşmadan arabayı terk edecekleri on kilometre kadar ilerideki arasokağa doğru tam gaz ilerledir. Hedeflerine neredeyse yaklaştıkları esnada Bekir: “harika” dedi, “İdeololoğumuz bir esrarkeş ve az önce bir çifte, ateş açıp sonrada ikisinin de üzerinden geçtik.”

-Çünkü sayın gerizekalı; benim çarpıp çarpamayacağımı anlamadan silaha sarıldın!

-Çünkü mister gerizekalı; iki kişiyi birden ezmeyeceğini düşündüm!

-Ya yanlışlıkla adamı vursaydın!

-Kız ihtiyarın iki katı lan! Öyle bir hedefi kaçırabilir miyim sence?

İkisi de bir yandan cık cıklar gibi başlarını sallarken diğer yandan da pis pis sırıtıyorlardı, Murat “Yine de kendi planına uymadın çok aptalca bi’şey bu kardeşim, bu kararlılığımızın ne kadar sağlam olduğunu gösterse de planımızın yeterince esnek olmadığını da gösteriyor.” Dedi

Bekir: Sana cevap vermiyorum Murat ama şu işten bir kurtulalım seni sikmek konusunda da oldukça kararlıyım!

ilk silahlı eylemleri gerçekleşmişti, internete silahlı eylemle ilgili isimsiz propagandalarını yaymakta gecikmediler.  Öz ailesinin müstakbel damadının iki bacağı dizlerden itibaren kırılmış, Kızları bacağından vurulmuş  ve aynı bacağının bileği kırılmıştı. Öz ailesi şikayetçi olmasa da Müstakbel damatları şikayetçi olmuş ve bu yüzden ilişkileri bitmişti. Hoş, şikayetçi taraf  olsa da olmasa da olay bir kamu davası olarak ele alınmış yine de saldırının failleri yakalanamamıştı.

31 aralık 2005, yılbaşı gecesi Ankara:

Yekta: Bizden biri olabileceğini düşünmüştüm, hatta siz olabileceğinizi bile!

Bekir: Adam sadece hatip değil müneccim de amk!

(kahkahalar…)

Yekta: Ama ben düşündüysem başkaları da düşünmüştür, ortada bir delil bulunamadı diye lanse ediliyor ama yine de gevşemeyin, dikkatli davranalım, dikkatli ama olağan… Hep irtibatta ve tetikte kalalım. Ortalık durulana kadar, bir sene kadar mümkünse mizah dergisi bile taşımayın.

Murat: Ama bu olağan olmaz ki.

Yekta: Dikkatli olun işte, GBT için bile fırsat vermeyin onu demek istiyorum!

Bekir:  Ya bu Murat salak ya valla, anlamaz bu düz mantık amk!

Murat: Ee? Bu mu amk, bize sadece “götü kollayın mı” diyosun yani?

Yekta: Hayır, sadece şaşkınlığımın geçmesini beklerken ilk aklıma gelenleri söylüyorum, ilk aklıma gelenler tabii ki güvenlikle ilgili olacak. Ama eylemle ilgili ne düşündüğümü sorarsan, yerinde miydi değil miydi diye fikir yürütmeyeceğim, düşündüğüm sadece şu, çok basit bir plan ve teçhizatlarla neredeyse sırf cesaretle gerçekleştirmişsiniz ama o kadar çok eksik ayağı var ki, sizde farkındasınız zaten. Ben her sert ve hedefini bulan saldırıdan sonra şunu düşünürüm; bu sefer sistem kendini nasıl yenileyecek ve güçlendirecek ve acaba biz devamlı kendini yenileyen ve güçlendiren sisteme karşı daha yeni nasıl yaklaşabileceğiz?

Bekir: Artık bizim gibilere çok daha farklı bakılacak

Murat: Ve davranılacak

Bekir: Umarım herkes bunu fark eder

Murat: Bunun onları ilgilendiren bir iş olduğunu bilemeden tamamen fark etmelerini, farketseler bile içselleştirmelerini beklemek doğru olmaya bilir. Keşke eylemden sonra isim verseydik

Bekir: Olmayan ismimizi mi?

Murat: Genel bişey, genel bir kimlik..

Bekir: Ben zaten bir eylemin sorumluluğunu aldım, herkes de kendini kollamanın ve olaylara dikkatli yaklaşmanın, irdelemenin sorumluluğunu alabilir, kimse için fazladan bir sorumluluk alamam, benim hayal ettiğim yarında birbirine yardımcı ve destek olmayı herkese yardım edebileceği gibi bir kibir ve bencil iyi niyetiyle karıştıran insanlar yok çünkü! Alınma kardeşim.

Murat: Hayır hayır alınmıyorum; Bir binayı uzun demirler ve çelikler, sert ve kalın taşlar, bolca yumuşak harçlarla, güzel renklerle, iyi yalıtımlarla yaparlar, sağlam bir binayı da sağlam zemine, esnekçe yaparlar benim gördüğüm şey malzemenin ve işçilerin hazır olduğu. Şimdi buna içmek istiyorum.

-Şerefe!

-Şerefe!

-Şerefe!

Yorum yapın

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Değiştir )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Değiştir )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s

Follow

Get every new post delivered to your Inbox.