vücut
“1.hiç bir şey yoktur” [2]
rüyalarımı merak ediyorlar, onlara hiç bilmediğim bir boyut, algı ve zamandaki “tecrübeleri” nasıl tasvir etmem gerektiğini soruyorum, en mantıklı cevap “kendi boyut, algı ve zamanına göre” kadar oldu.
“2.bir şey varsa bile bilinemez” [2]
peki dedim; köprüler ve köprülerdeki tuhaf yerçekimi sabitleri ve onların merdivenleri ve merdivenlerinin altlarındaki insanlar dedim. evler, hep esintili terasları ve hiç girilmeyen odalarıyla evlerdeki kendi boyut, algı ve zamanıma göre korkunç görüşmeler. öyle ki uyanmasam korkunç olduğunu farkedemem bile. teraslara bakan yatak odaları, odaların pencereleri önünden, çatılardan geçen insanlar, o insanların bilge ve sade sohbetleri ve hepsi okyanusa kıyısı olan bir muhitte, hep bir yarımada ve asla yetişilemeyecek ya da aktarmaları bitmeyen devasa vapurlar, raylı uçaklar, kanatlı trenler. bataklıklardaki sazlıklar, göllerdeki sazlıklar ve saksılardaki sazlıklar ama her yerde sazlıklar. yüksek yarların dibine vuran dalgalarda kıyıya vuranlar ve o esnada bile yardan aşşağıya atlama pahasına saldıranlar, kör kamalar, hızlı ve becerikli eller ve ihtiyarlar uzaklarda yaşayan ama asla yalnız değil.
rüyalara inanıp inanmadığımı merak ediyorlar, hissetiklerime inanırım diyorum, şart koşarım yine de; hissettiğim yerde sadece!
“3. bilinse bile başkalarına bildirilemez” [2]
umudu sevmeyişim bundan biraz; hissettiklerim bilmediklerim arasındaki hisetiklerimse, kim iyileştirir ne olduğunu bitmeden farketmeyeceklerimi?
cehaletimi seviyorum ben, onu görüyor ona inanıyorum daha çok. özgürlük olarak onu, sadakat olarak onu görüyorum. değer verdiğim herşeyin başında sonunda bilemeyişim var. adım atmayı sevmiyor değilim ama yalnızca “yolları yenmek için” … kibir mi bilmiyorum ama bunu seviyorum ben biraz; bitmeyecek bilemeyiş müthiş bir gelişme, sonsuz bir ilerleme, asla bilinemeyecek bir güç. tanımlamak için, yenişmek için değil bu yürüyüş, nerde ne zaman kim ne olur..
[1]max stirner
[2]gorgias