huruc alessultan
“Daha yavuz bir belge var mıdır ha,
Gerçeği ararken parçalanmayı göze almış yüzlerden?”*
–05:20–
asla bu saatte kalkması gerekmedi ama genelde hep bu saatlerde kalktı. erken kalkan insanlara öykünenlerin taklitlerine hep özendi; hemen yataktan fırlayıp balyalar daha açılmadan bakkaldan gazete ve bir üçü bir arada ka’ve, fırından sıcak ekmek alanlar. gazete almaz zaten, internetten okur, gazete okumak istese bile okuyacağı gazete kendi muhitinde satılmıyor. taze ekmek yemez, kızarmış ekmek sever ve kahveyide asla 20kr’luk sadaka gibi paketlerde almaz, eğer bunların bir promosyonu yoksa.
yalnız. hep yalnızdı ve 11:00’a kadar yapacak hiçbir işi yok, limonlu-karbonatlı soda ile bir sigara içip tekrar yatacak.
yatmadan önce arkadaşını düşündü, sabah uyandığında birinin ölmüş olduğunu biliyordu. bir telefon geldi, kendine değildi ama haber kendineydi.
asla aynı şeyleri düşünmemişlerdi, aynı şeyleri istememişlerdi, asla beraber içip tartışmamışlardı.
sonra diğerlerini düşündü. onlar iyiydi. şimdilik…
sabah kalktığında hava soğuktu. ölmeden önce üşüdüğünü ve ama terlediğini biliyordu, üzerinden bir gömlek olduğunu tahmin ediyordu, terin koltuk altından nasıl damla damla aktığını o’nu düşünürken hissedebiliyordu.
dirim önemli değil diye söylendi defalarca, önemli olan ölüm de değildir. bilmediğimiz bir şey önemli değildir. öğrenmek önemlidir, önem vermek önemlidir. biriktirmek önemlidir.
yalnızdı, bu sayede muhtemelen daha uzun süre biriktirecekti ama biliyordu, arzu ettiği kadar değil.
*ece ayhan | yort savul!