mevzubahis


“…bombalar patlayabilir,

bombalar patlamayabilir…” c.b.

 
    Bilgi erdem değildir ne de mutluluk verir ama işte işin kötüsü bilgiyi paylaşmak, –tamami ile kişisel- mecburidir.

 Çünkü küstahlaşmaktan korkarsın, yalnızlaşmaktan korkarsın, sen bildiğine göre herkezin söyleyebileceği bir şeyleri “harcarken”, en azından anlaşılmak istersin. Amacın bu değil ama en azından bir kez amaca yönelik olduğunu anlamak istersin. İnsan sosyal bir avcıdır, işte bu yüzden onaylamazlarsa anlayamazsın.

   Aslında demem o ki, ülkesinde kitap okunmadığından yakınan bir aydın ne dediğinin anlaşılmadığından yakınıyordur; televizyonda konuştuğu saat ya da gazetede vuruş başına aldığı para onu anlaşlılan bir spor yazarı kadar yapmaz. Demem o ki, her devrim işi gücü bırakıp okullar kurmaya başlıyorsa halkı için yaptıklarını halkına ne için yaptığını anlatmaya çalışıyordur. Yani demek istiyorum ki, bir insan ailesinde eğitilmiş olmasaydın ya da onun yerine koyulabilecek bir başka kurumda, sadece çiftleşecek ve aşk şiirleri yazamayacaktın, hakeza daha büyük ölçekte manifestolar da… Başka türlü sosyalleşirdin belki, belki diğerlerinden daha iyi bit ayıklayarak klanında kariyer yapabilirdin ya da diğerlerinden daha çok doğurarak. İnandığın biricik tanrıya ve onun lutfettiklerine daha sadık olacaktın; kesin… Teizmden bahsetmiyorum ama aklında bulunsun…

  Bildirmek isterim; teorileri, deneyleri, tecrübeleri, bilmek istediğimden değil, unutamadığımdan diyelim… Yaralarımla yalnız başıma kalmak istemediğimden; ağzı açık bir ahmak sürüsüne ahkam kesmek istediğimden değil. Getirileri de olur şüphesiz ama bildirenler kadar bilmezlerse, unutamayanların kötü anacağı kişi sensin. Siyasetten bahsetmiyorum ama aklında bulunsun…

  Baştan ayağa kişisel bir şeyden bahsediyorum, bütün her şey gözümüzün önünde olurken elimizin-kolumuzun bağlanmasından… Toplumsal olaylardan bahsetmiyorum, her hangi bir güruhta ya da bir hayatta her şey tıkırında giderken işin içine “biz” girince olayların nasıl da sarpasardığını farketmemizden ve ama nedeni bir türlü anlayamamızdan, kendimize birkaç kitap dolusu hastalık teşhisi koydukdan sonra tedavi yöntemlerinin hiç birinin işe yaramamasından ama her nasılsa bir zaman sonra, o bizimle tepetaklak olan ünitedeki X gediğini dolduranın bu taşıdığımız şey olmasını farketmemizden bahsediyorum. Her seferinde kurban olmaktan ve bunu bir şekilde kanıksamışken esas faciayla karşılaşmış olmaktan; ne yazık ki biraz daha öğrenmiş olmaktan bahsediyorum. Bir akıl hastalığından bahsetmiyorum; tüm teşhisleri zaten denedik.

  Bilmek işimizi görmüyor, ben bu olduğum halin sağlamasını yapmak istiyorum, nasıl yapacağımı biliyorsam da işlerin neden bu kadar ters gidipte beceremediğimi bilmiyorum. Bu hayatta bir sağlamam var ve birbirimizden az ya da çok değiliz, bu sağlamanın da bir cevap olduğunu, benim de onun sağlamam olduğunu anlayıp sadece ulaşılmayı beklemekten vazgeçmesini istiyorum. Fantastik bir şeylerden bahsetmiyorum ama aklında bulunsun.

26-06-2008


About this entry