kişilik bozukluğu

Kasım 3, 2009

“He deals the cards as a meditation
And those he plays never suspect…”

 
Onları gerçekten düşün; tanrılarını yenen insanları.. Tüm bu destanlar ne için yazıldı? Öykünmen gereken şey bu kahramanların eriştikleri güçler miydi? Kazanılan bir savaş neyi ifade eder?
 
İnandığın şeyler için neler yaptığını düşün. Nelere direnebildiğini düşün. Neden uykusuz kalabildiğini, neden soğuğa direnebildiğini… Nasıl oluyorda en temel ihtiyaçlarını hem de hiç farketmeden bir an da ikinci plana çekebildiğini düşün. Sen sadece varlığınla bile oldukça iyisin.
 
Bir grup primat basit birkaç sebeple boeing 787 üretmedi. Radyo dalgası basit bir keşif değildi.
 
İnsan müthiş bir türdür küçük adam! Ama tanrıları yenen insan kendi gücüyle değil onların zayıflığıyla asayı kavradı. Ve müthiş adam tanrı olmayı istiyorsa ne yapılabilinir? Balina kıyıya vurduğunda ihtiyacı olan, vicdandan fazlasıdır.
 
Kaşalot adam müthiş olmakla yetinemeyecekse onun olanaklarından istifade edecek başka bir tür yeni destanlarını yazacaktır. Umulacak tek şey kusursuzluğa dair saplantılar edinmemeleridir.
 
Hikayesini fırsattan istifade bir zaferle yazan hiçbir tür yeni yetmelerin eğlencesi bir mitolojiden fazlası olamaz.


randevu

Ekim 1, 2009
Kapıdan içeri zor girdiğim trende orta boylu cılız ihtiyarın yanı boştu,az ama düzgün taranmış gri saçları ve devrimci bıyığı, gri takım elbisesi ve rugan ayakkabılarıyla emekli bir demiryolları emektarı olduğunu sanmak kolaydı. İçinde bir paket dondurulmuş bir şey olan torbasındakiyle akşam zavallı karnını doyurmaya çalışacak olduğunu düşünmekse herkezi olacağı gibi beni de üzdü. Oturdum, beş durak sonra iniyorum diye düşündüm; on bilemedin onbeş dakika… An da gülümseyerek bana döndü ve “Kajmirleri bilir misin?” dedi.
Derin bir nefes aldı, sonra: “Kajmirler ilk ya da son değildiler, benim sıralamama göre tam da ikinciydiler. Önceleri hiçbir şeyin olmadığı gibi Onların da bir isimleri yoktu ta ki gitmek zorunda kalacakları güne kadar. Dönemlerini anlatmak kolay değil ama dünya bir altın çağ geçirdi dersem belki kafanda, çağlarına dair yeterince hoş şey uyanır. Kendinle çok fazla ortak nokta arama, fiziksel olarak da, düşünce dünyaları, dünyamıza yaklaşımları da insanlardan çok başkaydı Kajların. Onlar da aynı insanlar gibi dünyaya hakim geldiler ama biliyorlardı ki bu onların sadece görevleridir. Öngörüleri güçlü Kajlar tıpkı tüm canlılar gibi belli dönemlerini istihareyle geçirirlerdi ve gün gelince her türün başına gelecek olan yok oluşun onlara da yaklaştığını gördüler. Yine de onların ki  gibisini kimse haketmez; Ga onlara tuzak kurmuş ve artık iyice semirmiş olan bu topraklarda Kajmirlerin düzenine göz dikmişti. Ga; dünyayı ilk terkedendi! Kadere bak ki vakti zamanında verimsiz ve yetersiz bulduğu bu yaşam şimdi tam da onun istedikleriyle dolmuş taşıyordu. Gelecekti, askerleri Kaj medeniyetine dair ne var ne yok silip de geriye kalanların üzerine O’nun tahtını kurunca gelecek ve zamanında ne için gittiyse onun için yönetmeye başlıyacaktı. İhtirasları… O kadar büyüktür ki O’nun ihtirasları, istesen de tahmin edemezdin, kaldı ki bir asker olarak istiyor olman bile mucize olurdu.”
Ayıp olmasın diye esnenemi engellemeye çalışarak saatime baktım. Altı-yedi dakika sonra inmem lazım diye düşünürken tekrar gülümsedi: “Siz edebiyata ve mimariye hakim insanoğlu, bu öğündüğünüz şeylerin hepsi sadece bir yalan ve emir, amacınız dışında her şeyin karşısında o kadar soğuksunuz ki; hatta en keskin soğuk bile sevimli kalır!”
Biliyorum dedim, ama lütfen biraz daha hızlı… Öfkesini hakediyordum yine de ilk kez bir şeyi hakediyor olmak memnun etti beni.
“Yok edildi Kajmir diyarı; ne taş üstünde taş ne omuz üstünde baş kaldı. Kimse daha iyisini beklemiyordu zaten, iyi diyorum çünkü en azından onurları kurtuldu. Ama yine de sanma sakın, Kajlar ne basiretsiz ne de akılsızdılar, bu sonun haberine ulaştıkları andan itibaren uzun zamanlarca düşünüp kaj bilgisine bir isim koymaya karar verdiler ve bu tek bir ismin ilk telaffuzuyla beraber, dünya düzeninde insanların içinde bugün dil dediğimiz en basit ve yaygın bilgi aktarma metodu oluştu”
Üreme zannediyordum diyecektim ki kendi aptallığıma kızdım, nehirde sepetle bırakılan tek bir çocuk gibi tuhaf bir hikaye bile uyduramayacaklardı, yürüdükleri patikalar bile yok edilmişti bu zavallı halkın. Yavaş yavaş bir şeyler yerine oturmaya başlamıştı; Tabii ki askerler Kajmirleri birdenbire yok edememişlerdi, ihtiyarın dediği gibi onların da eli armut toplamıyordu. Eski bilgilerimi yokladım ve bu tezimi Ga’nın defalarca eski orduları işi uzatmalarından dolayı cezalandırıp her seferinde öncekinden daha iyilerini yetiştirip yolladığını hatırlayarak doğruladım. Ama bi’şeyler çözmeye başlamış olmanın heyecanı kursağımda kaldı, bir an kendimi düşündüm ve etrafımdakilere baktım, hatıralarımı yokladım; en iyilerinin soyundan gelmek… İşte bu çok güzel…
Kajlar dilin ve sembolizmin temelini atmakla kalmamışlar ilk enfermasyonuda gerçekleştirmişlerdi. Onların izini süren askerler dağlar ve ormanlar boyunca, taşlar, ağaçlar ve deriler üzerinden işaretlerin, esirlerinin birbirlerine karşı çıkardıkları seslerin anlamını çözmeye çalışarak kendilerince deliller elde ederken aslında sadece yapmaları beklenilen şeyi yapıyorlar ve bir dili öğreniyorlardı öbür taraftan bu basit primatlar kendileri kadar basit iletişim biçimini hemen içselleştirmiş olmalılar. Ga ve tebası da askerlerinin bu durumunu gelişme ve iyileşme olarak algıladılarsa bundan şaşılacak hiçbir şey yok çünkü bu enfermasyonun bedeli olarak Kajlar her seferinden daha çok kurban veriyordu.
“Durağı kaçırmak üzeresin”, bu sefer de ben ona gülümsedim, kaçırmak istemediğim daha önemli şeyler vardı. Anlatmaya devam etti:
“Askerler dünya üzerinde tek hakim olarak kalıp yayılmaya ve düzeni kurmaya başladıkça tabii ki artık çoğu şey de değişmeye başlamıştı. Benimsedikleri ve sevdikleri bu dünyada beceriksizlikleri ve hoyratlıkları her seferinde yaptıklarından daha fazlasını alıp götürüyordu onlardan, yine de sevdiler yerleştiler ve çoğaldılar. Hatta çoğu zamanlarını sulh içinde geçirmeye başladılar. Gel gör ki baştan ayağa yanlış algı ve hareketleriyle aslında doğru düzgün hiçbir şey yapamıyorlar sözüm ona kurdukları düzenler içerden ve ya dışardan diğer eratlarca tahrip ediliyor yıkılıyordu. Komploculuk ve riyakarlıkla beraber güvensizlik ve korkunun başgöstermesi hiçte uzun zaman almadı. Ga, uzaklardan ağır aksak ve muhtemelen yol üstündeki irili-ufaklı işlerini de hallederek gelirken şüphe duymadığı tek şey Kajmirsiz bir dünyanın kendisi için tehlikeli olabileceğiydi. Bu zavallı ve zoraki topluluk görevini eksiksiz yerine getirirken başka hiçbir şansıda yoktu ki Ga ve ailesini üzebilsinler. Sadece talim maksatlı yolladığı toy mahdumları bile kalabalıkların bu rutinlerinden sıkılıyor ve sık sık eğlenmek için türlü fecaatler yaratıyorlardı.
Öbür taraftansa Kajların bilgisi bir yerlerde ve bir şekilde bazen uluorta bazen sessizce, bazen tanınmıyacak kadar parçalanmış bazense parçalarını bularak bir yerlerden bir yerlere akıp duruyordu. Sonra soğuk amansız bir coğrafyada bir grup kadın ve erkek onu farketti ve takip etti. Bilgi onlara beceri ve güç verdi ve yükseltti. Bu yükseliş onlara farklı bir tat verdi böylece bilgiyi daha bir azimle takip etmeye başladılar, çabalarının karşılığını her seferinde daha da çok aldılar; artık unuttukları şeyi, asker olduklarını ve sefaletlerini farkettiler. Aşşağılandıklarını ve sömürüldüklerini ve daha da kötüsünü, cehaletlerini ve cinayetlerini görmeye ve öğrenmeye başladılar. Böyle basit bir hayatın ve kullanılmanın ve istismarın hesabını kim soracaktı? Onlara Netı dediler. Öğrenmeye başladıkları şey daha yolun başındayken bile onları değiştirdi ve güçlendirdi. Ne yazık ki güç sahibinin gammazcısıdır da aynı zamanda, bilginin gücüne sahip olmakdan önce gücü gizli tutmanın bilgisine sahip olmak gerekir. Netılar bize sadece bunu öğreterek ayrılmadılar aramızdan, Kajların direnç ve taktiğini özel olmaktan çıkartıp tüm türler içinde teyit ederek hepimize yeni bir ipucu verdiler; Türleri ayrı, bilgiyi ve düşmanı tek yaptılar herkezin gözünde. Ga’nın oyunlarını bozup bu gezegendeki tahtını salladılar ve o günden beri bin yıllardır sırf bu bozulan işlerini düzeltmeye adadı kendini o soysuz! Öfkeside büyüdü belki ama o öfke karşısında teslim olmayı tartışma ihtiyacı bile duymadan yıllar boyunca kuzeyin en zor şartlarında çıplak doğada yaşarken çobanlara ve gezginlere bildiklerini aktararak, kanlarını onlara geçirerek daha yüksek bir savaşın işçilerini bir çoğunu hiç tanımadan yetiştirdiler Netılar.”
Hikayen etkileyici ve inanıyorum ki doğru ama senin adına üzgünüm çünkü bu randevu sadece benim adıma verimli geçti. Yine de vefa borcumu ödemek isterim ve ama senin için yapabileceğim tek şey bunu birkaç kişiyle daha paylaşmak olur ihtiyar dostum.

Kapıdan içeri zor girdiğim trende orta boylu cılız ihtiyarın yanı boştu,az ama düzgün taranmış gri saçları ve devrimci bıyığı, gri takım elbisesi ve rugan ayakkabılarıyla emekli bir demiryolları emektarı olduğunu sanmak kolaydı. İçinde bir paket dondurulmuş bir şey olan torbasındakiyle akşam zavallı karnını doyurmaya çalışacak olduğunu düşünmekse herkezi olacağı gibi beni de üzdü. Oturdum, beş durak sonra iniyorum diye düşündüm; on bilemedin onbeş dakika… An da gülümseyerek bana döndü ve “Kajmirleri bilir misin?” dedi.

Derin bir nefes aldı, sonra: “Kajmirler ilk ya da son değildiler, benim sıralamama göre tam da ikinciydiler. Önceleri hiçbir şeyin olmadığı gibi Onların da bir isimleri yoktu ta ki gitmek zorunda kalacakları güne kadar. Dönemlerini anlatmak kolay değil ama dünya bir altın çağ geçirdi dersem belki kafanda, çağlarına dair yeterince hoş şey uyanır. Kendinle çok fazla ortak nokta arama, fiziksel olarak da, düşünce dünyaları, dünyamıza yaklaşımları da insanlardan çok başkaydı Kajların. Onlar da aynı insanlar gibi dünyaya hakim geldiler ama biliyorlardı ki bu onların sadece görevleridir. Öngörüleri güçlü Kajlar tıpkı tüm canlılar gibi belli dönemlerini istihareyle geçirirlerdi ve gün gelince her türün başına gelecek olan yok oluşun onlara da yaklaştığını gördüler. Yine de onların ki gibisini kimse haketmez; Ga onlara tuzak kurmuş ve artık iyice semirmiş olan bu topraklarda Kajmirlerin düzenine göz dikmişti. Ga; dünyayı ilk terkedendi! Kadere bak ki vakti zamanında verimsiz ve yetersiz bulduğu bu yaşam şimdi tam da onun istedikleriyle dolmuş taşıyordu. Gelecekti, askerleri Kaj medeniyetine dair ne var ne yok silip de geriye kalanların üzerine O’nun tahtını kurunca gelecek ve zamanında ne için gittiyse onun için yönetmeye başlıyacaktı. İhtirasları… O kadar büyüktür ki O’nun ihtirasları, istesen de tahmin edemezdin, kaldı ki bir asker olarak istiyor olman bile mucize olurdu.”

Ayıp olmasın diye esnenemi engellemeye çalışarak saatime baktım. Altı-yedi dakika sonra inmem lazım diye düşünürken tekrar gülümsedi: “Siz edebiyata ve mimariye hakim insanoğlu, bu öğündüğünüz şeylerin hepsi sadece bir yalan ve emir, amacınız dışında her şeyin karşısında o kadar soğuksunuz ki; hatta en keskin soğuk bile sevimli kalır!”

Biliyorum dedim, ama lütfen biraz daha hızlı… Öfkesini hakediyordum yine de ilk kez bir şeyi hakediyor olmak memnun etti beni.

“Yok edildi Kajmir diyarı; ne taş üstünde taş ne omuz üstünde baş kaldı. Kimse daha iyisini beklemiyordu zaten, iyi diyorum çünkü en azından onurları kurtuldu. Ama yine de sanma sakın, Kajlar ne basiretsiz ne de akılsızdılar, bu sonun haberine ulaştıkları andan itibaren uzun zamanlarca düşünüp kaj bilgisine bir isim koymaya karar verdiler ve bu tek bir ismin ilk telaffuzuyla beraber, dünya düzeninde insanların içinde bugün dil dediğimiz en basit ve yaygın bilgi aktarma metodu oluştu”

Üreme zannediyordum diyecektim ki kendi aptallığıma kızdım, nehirde sepetle bırakılan tek bir çocuk gibi tuhaf bir hikaye bile uyduramayacaklardı, yürüdükleri patikalar bile yok edilmişti bu zavallı halkın. Yavaş yavaş bir şeyler yerine oturmaya başlamıştı; Tabii ki askerler Kajmirleri birdenbire yok edememişlerdi, ihtiyarın dediği gibi onların da eli armut toplamıyordu. Eski bilgilerimi yokladım ve bu tezimi Ga’nın defalarca eski orduları işi uzatmalarından dolayı cezalandırıp her seferinde öncekinden daha iyilerini yetiştirip yolladığını hatırlayarak doğruladım. Ama bi’şeyler çözmeye başlamış olmanın heyecanı kursağımda kaldı, bir an kendimi düşündüm ve etrafımdakilere baktım, hatıralarımı yokladım; en iyilerinin soyundan gelmek… İşte bu çok güzel…

Kajlar dilin ve sembolizmin temelini atmakla kalmamışlar ilk enfermasyonuda gerçekleştirmişlerdi. Onların izini süren askerler dağlar ve ormanlar boyunca, taşlar, ağaçlar ve deriler üzerinden işaretlerin, esirlerinin birbirlerine karşı çıkardıkları seslerin anlamını çözmeye çalışarak kendilerince deliller elde ederken aslında sadece yapmaları beklenilen şeyi yapıyorlar ve bir dili öğreniyorlardı öbür taraftan bu basit primatlar kendileri kadar basit iletişim biçimini hemen içselleştirmiş olmalılar. Ga ve tebası da askerlerinin bu durumunu gelişme ve iyileşme olarak algıladılarsa bundan şaşılacak hiçbir şey yok çünkü bu enfermasyonun bedeli olarak Kajlar her seferinden daha çok kurban veriyordu.

“Durağı kaçırmak üzeresin”, bu sefer de ben ona gülümsedim, kaçırmak istemediğim daha önemli şeyler vardı. Anlatmaya devam etti:

“Askerler dünya üzerinde tek hakim olarak kalıp yayılmaya ve düzeni kurmaya başladıkça tabii ki artık çoğu şey de değişmeye başlamıştı. Benimsedikleri ve sevdikleri bu dünyada beceriksizlikleri ve hoyratlıkları her seferinde yaptıklarından daha fazlasını alıp götürüyordu onlardan, yine de sevdiler yerleştiler ve çoğaldılar. Hatta çoğu zamanlarını sulh içinde geçirmeye başladılar. Gel gör ki baştan ayağa yanlış algı ve hareketleriyle aslında doğru düzgün hiçbir şey yapamıyorlar sözüm ona kurdukları düzenler içerden ve ya dışardan diğer eratlarca tahrip ediliyor yıkılıyordu. Komploculuk ve riyakarlıkla beraber güvensizlik ve korkunun başgöstermesi hiçte uzun zaman almadı. Ga, uzaklardan ağır aksak ve muhtemelen yol üstündeki irili-ufaklı işlerini de hallederek gelirken şüphe duymadığı tek şey Kajmirsiz bir dünyanın kendisi için tehlikeli olabileceğiydi. Bu zavallı ve zoraki topluluk görevini eksiksiz yerine getirirken başka hiçbir şansıda yoktu ki Ga ve ailesini üzebilsinler. Sadece talim maksatlı yolladığı toy mahdumları bile kalabalıkların bu rutinlerinden sıkılıyor ve sık sık eğlenmek için türlü fecaatler yaratıyorlardı.

Öbür taraftansa Kajların bilgisi bir yerlerde ve bir şekilde bazen uluorta bazen sessizce, bazen tanınmıyacak kadar parçalanmış bazense parçalarını bularak bir yerlerden bir yerlere akıp duruyordu. Sonra soğuk amansız bir coğrafyada bir grup kadın ve erkek onu farketti ve takip etti. Bilgi onlara beceri ve güç verdi ve yükseltti. Bu yükseliş onlara farklı bir tat verdi böylece bilgiyi daha bir azimle takip etmeye başladılar, çabalarının karşılığını her seferinde daha da çok aldılar; artık unuttukları şeyi, asker olduklarını ve sefaletlerini farkettiler. Aşşağılandıklarını ve sömürüldüklerini ve daha da kötüsünü, cehaletlerini ve cinayetlerini görmeye ve öğrenmeye başladılar. Böyle basit bir hayatın ve kullanılmanın ve istismarın hesabını kim soracaktı? Onlara Netı dediler. Öğrenmeye başladıkları şey daha yolun başındayken bile onları değiştirdi ve güçlendirdi. Ne yazık ki güç sahibinin gammazcısıdır da aynı zamanda, bilginin gücüne sahip olmakdan önce gücü gizli tutmanın bilgisine sahip olmak gerekir. Netılar bize sadece bunu öğreterek ayrılmadılar aramızdan, Kajların direnç ve taktiğini özel olmaktan çıkartıp tüm türler içinde teyit ederek hepimize yeni bir ipucu verdiler; Türleri ayrı, bilgiyi ve düşmanı tek yaptılar herkezin gözünde. Ga’nın oyunlarını bozup bu gezegendeki tahtını salladılar ve o günden beri bin yıllardır sırf bu bozulan işlerini düzeltmeye adadı kendini o soysuz! Öfkeside büyüdü belki ama o öfke karşısında teslim olmayı tartışma ihtiyacı bile duymadan yıllar boyunca kuzeyin en zor şartlarında çıplak doğada yaşarken çobanlara ve gezginlere bildiklerini aktararak, kanlarını onlara geçirerek daha yüksek bir savaşın işçilerini bir çoğunu hiç tanımadan yetiştirdiler Netılar.”

Hikayen etkileyici ve inanıyorum ki doğru ama senin adına üzgünüm çünkü bu randevu umduğun gibi sonuçlanmadı ve sadece benim adıma verimli geçti. Yine de vefa borcumu ödemek isterim ve ama senin için yapabileceğim tek şey iki durak geri dönmek ve bunu birkaç kişiyle daha paylaşmak olur ihtiyar arkadaşım.


tutanak

Eylül 9, 2009
Sesler işini gördü,
İşler sesini buldu;
Mecbur kalmasaydı çıkmazdı Yusuf kuyudan!
Sefalet, korku ve acz ile çevrilmiş bu istasyonda zor olan bunları farketmek ya da çöküntü içine girmek değildir. Herkezin haklı olduğu bu dünyada soru işaretleriyle yaşamak; zor olan budur çünkü haklılık ya da anlamak sadece kendi bilgisiyle tezahür edemez. Bu savaş insanın katlanamayacağı bir düzine zahmeti, ruhsal cinayetler dizisini gerektirir.
Nedir bunlar?
Dünya üzerinde başka hobilerde edinebilecekken insanın korktuğuyla iştigalinden vazgeçirecek tanıklıklardır.
Neden düzenli olarak korku dolu şeyler yaratıyor, gözönünde ve her daim canlı tutuyoruz? Hemen tanrıları ya da savaşları düşünmüyorum, kafamın basabileceği kadarlara yöneliyor ve gündelik hayatıma bakıyorum. Devamlı ve mümkünse en yakınımda tutup bütün varlığımla bağlandıklarım, korumaya çalıştıklarım. Eğer yakınımda değilse üstümde tuttuklarım… Bir çırpıda aklıma gelenleri saymama gerek var mı yoksa aynı şeyleri düşündüğümüzün sen de farkında mısın? Küstahlık yapmıyayım, kavrayışına güveniyorum. Sorunum zaten kavrayışınla, zekanla değil ne de bu bakımdan bir üstünlük iddia ediyorum. Hatta sorunum senle bile değil, aynı dertten musdarip olmasam seni böyle yakınıma oturtmazdım. Sadece fikir almaya çalışıyorum; halen bu savaşı başlatacak kadar sağlıklı düşünebilir miyiz diye? Aklıma gelen birkaç cevap var ama sadece köşeye sıkışmışlığın verdiği ruh haliyle olsa gerek oldukça hayalperest ve marjinal fikirler. Daha mütevazi şeylere yönelirdim, bir budist olarak yaşamak isteseydim. Şimdi diyorsun ki; madem öyle, şu şikayet ettiğin yanında ve tepende tuttuğun şeylerden ayrıl, madem tespit ettin kurtul onlardan! Ama işte benim savaştan kastım da bu tam olarak, böyle bir hayatı tahayyül et, bütün olacakları altedebilir misin? Bırak bu savaştan sağ çıkmayı kimsenin bunda gözü yok zaten, o meydanda herşeye rağmen durmayı gözealabiliyor musun? Öyleyse lütfen başla çünkü bu konuda gerçekten bir öndere ihtiyacı olan yalnızca ben değilim.
Yanlış anlamıyorsam böyle bir iddian yok ama lütfen bana “önemli olan başlamaktır!” sloganları da atma çünkü ben burda önemsiz olan üzerine kafa patlatıyorum. İnsanın düzenindeki herşey ve herkez kadar önemsiz ve yanlışım. Önemle ilgili egolarımı tatmin etmem gerektiğinde de yere ve göğe bakıp insangillerin hayatını sabırla izleyenleri hatırlamam yeterli şimdilik, en azından nefsimi köreltiyorum. Çok önemli bir şeyleri çözmekte istemiyorum, büyük ve önemli misyonlardan bahsedip bunları da aramıyorum. Ne istediğini değil de sadece istemediği şeyleri –o da yarım yamalak- bilen bir birey olarak istediğim tek şey, artık bana ait olmayan bir halden kurtulmak. İyi bir şeyler beklemiyorum, başımageleceklerden kormadığım gibi.
Sadece huzursuzum ve tüm bu hırçınlıklarımızın ya da daha popüler bir tanım kullanarak şöyle söyliyeyim, bütün bu terörden kurtulmak istiyorum ve bir şekilde olabileceğine inanmak istiyorum. Çözümüm yok yahut bir cennetde beklemiyorum.
Sadece ve sadece etrafıma baktığımda benimde katılıp sürüklendiğim bu terör selinde gözgöze geldiğim bir çok insan görüyorum ve umudum yine bu kötülüğün kendisinde beliriyor.
Sadece –ama doğru ama yanlış- bir yöntemim var; korkaklığıma sığınıyorum. Onun arkasında başka bir şeyi korumaya çalışıyorum. Korkaklığım bütün bu çılgınlığın, izdihamın içinde benim üzerime kapanmış bir kahraman.
Kendimden çok bahsettim ama sadece benimle aynı durumda olduğunu bildiğimi bilmeni istedim, bunu bir sır olmaktan çıkarmak istedim. Kim bilir belki de biraz palazlanıyor olmanın ipucudur bu. Yine de hemen şımarmıyorum.
İyi geceler.

Sesler işini gördü,
İşler sesini buldu;
Mecbur kalmasaydı çıkmazdı Yusuf kuyudan!

Sefalet, korku ve acz ile çevrilmiş bu istasyonda zor olan bunları farketmek ya da çöküntü içine girmek değildir. Herkezin haklı olduğu bu dünyada soru işaretleriyle yaşamak; zor olan budur çünkü haklılık ya da anlamak sadece kendi bilgisiyle tezahür edemez. Bu savaş insanın katlanamayacağı bir düzine zahmeti, ruhsal cinayetler dizisini gerektirir.

Nedir bunlar?

Dünya üzerinde başka hobilerde edinebilecekken insanın korktuğuyla iştigalinden vazgeçirecek tanıklıklardır.

Neden düzenli olarak korku dolu şeyler yaratıyor, gözönünde ve her daim canlı tutuyoruz? Hemen tanrıları ya da savaşları düşünmüyorum, kafamın basabileceği kadarlara yöneliyor ve gündelik hayatıma bakıyorum. Devamlı ve mümkünse en yakınımda tutup bütün varlığımla bağlandıklarım, korumaya çalıştıklarım. Eğer yakınımda değilse üstümde tuttuklarım… Bir çırpıda aklıma gelenleri saymama gerek var mı yoksa aynı şeyleri düşündüğümüzün sen de farkında mısın? Küstahlık yapmıyayım, kavrayışına güveniyorum. Sorunum zaten kavrayışınla, zekanla değil ne de bu bakımdan bir üstünlük iddia ediyorum. Hatta sorunum senle bile değil, aynı dertten musdarip olmasam seni böyle yakınıma oturtmazdım. Sadece fikir almaya çalışıyorum; halen bu savaşı başlatacak kadar sağlıklı düşünebilir miyiz diye? Aklıma gelen birkaç cevap var ama sadece köşeye sıkışmışlığın verdiği ruh haliyle olsa gerek oldukça hayalperest ve marjinal fikirler. Daha mütevazi şeylere yönelirdim, bir budist olarak yaşamak isteseydim. Şimdi diyorsun ki; madem öyle, şu şikayet ettiğin yanında ve tepende tuttuğun şeylerden ayrıl, madem tespit ettin kurtul onlardan! Ama işte benim savaştan kastım da bu tam olarak, böyle bir hayatı tahayyül et, bütün olacakları altedebilir misin? Bırak bu savaştan sağ çıkmayı kimsenin bunda gözü yok zaten, o meydanda herşeye rağmen durmayı gözealabiliyor musun? Öyleyse lütfen başla çünkü bu konuda gerçekten bir öndere ihtiyacı olan yalnızca ben değilim.

Yanlış anlamıyorsam böyle bir iddian yok ama lütfen bana “önemli olan başlamaktır!” sloganları da atma çünkü ben burda önemsiz olan üzerine kafa patlatıyorum. İnsanın düzenindeki herşey ve herkez kadar önemsiz ve yanlışım. Önemle ilgili egolarımı tatmin etmem gerektiğinde de yere ve göğe bakıp insangillerin hayatını sabırla izleyenleri hatırlamam yeterli şimdilik, en azından nefsimi köreltiyorum. Çok önemli bir şeyleri çözmekte istemiyorum, büyük ve önemli misyonlardan bahsedip bunları da aramıyorum. Ne istediğini değil de sadece istemediği şeyleri –o da yarım yamalak- bilen bir birey olarak istediğim tek şey, artık bana ait olmayan bir halden kurtulmak. İyi bir şeyler beklemiyorum, başıma geleceklerden korkmadığım gibi.

Sadece huzursuzum ve tüm bu hırçınlıklarımızdan ya da daha popüler bir tanım kullanarak şöyle söyliyeyim, bütün bu terörden kurtulmak istiyorum ve bir şekilde olabileceğine inanmak istiyorum. Çözümüm yok,yahut bir cennetde beklemiyorum.

Sadece ve sadece etrafıma baktığımda benim de katılıp sürüklendiğim bu terör selinde gözgöze geldiğim bir çok insan görüyorum ve umudum yine bu kötülüğün kendisinde beliriyor.

Sadece –ama doğru ama yanlış- bir yöntemim var; korkaklığıma sığınıyorum. Onun arkasında başka bir şeyi korumaya çalışıyorum. Korkaklığım bütün bu çılgınlığın, izdihamın içinde benim üzerime kapanmış bir kahraman.

Kendimden çok bahsettim ama sadece benimle aynı durumda olduğunu bildiğimi bilmeni istedim, bunu bir sır olmaktan çıkarmak istedim. Kim bilir belki de biraz palazlanıyor olmanın ipucudur bu. Yine de hemen şımarmıyorum.

İyi geceler.